Menü
Anasayfa / Aile Rehberi / Namazsız Yaşanamaz!

Namazsız Yaşanamaz!

Takdir edersiniz ki insanoğlunun yaşayabilmesi için en önemli etken nefes alabilmesidir. Öyle ki nefes alamadan yaşama ihtimalinin olmadığı gerçeğini biliyoruz. Ancak bu nefesin dahi aslında en önemli etken ve nimet olduğunu unutmuş bulunuyoruz. Peki başka bir örnekte yemek yemek yada su içmek olsun. Su olmadan iki gün yaşamayı aklımızın ucundan dahi geçirmiyoruz ve bu saydıklarımızdan en büyük ve kaybetme korkusu olarak hep aklımızda tutmamız gereken şey ise namazdır. Bir insanı beşer olarak besleyen ve sağlıklı olmasını sağlayan nimetler besin kaynakları ise ruhu koruyan ve besleyen en büyük nimet ise namazdır. Öyle ki Kur’an-ı Kerim’de birden fazla ayet-i kerimede “Namazlarınızı ihya edin.” uyarısı ve emri bulunmaktadır. Bir diğer uyarı; “Namazlarınızı dosdoğru kılın.” yani namazın farzlarına sünnetlerine uyarak, tadil-i erkanı bozmadan dosdoğru olarak kılın. Çünkü ihya edilen yani dosdoğru kılınan namaz insanı manen ve maddi olarak korur ve geliştirir.

Namazda Allah-u Teala hazretlerine övgülerde bulunup O’nun şanını ve büyüklüğünü dil ile ikrar edip, kalp ile tasdik ederek ihya edin. Daha sonra Allah (c.c.)’da sizlerin dualarını, gökyüzü ve semanın kapılarını açarak arada engel bırakmadan huzuruna kabul etsin. Ancak tabiki taklidi iman yapan toplumlar namazı ve dini sadece zor anlarında sığınacak kapı olarak gördükleri gibi asli vazife olarak görmesinden ötürü bir çok felaket ve doğa afetleri ile yok olmuştur. Allah (c.c.) ilk farz olarak iman etmeyi ikinci farz olarak namaz kılmayı emretmiştir. Bir polisin mermi ve diğer yabancı cisimlerle yapılan saldırılarda korunmak için giydiği çelik yelek gibi namazda insanı birden çok maddi ve manevi zararlardan koruyan bir zırh olduğunu söylemekle yanlış bir benzetme yapmış olmayız diye düşünüyoruz. İstiklal marşının yazarı olan Mehmet Akif Ersoy, Tevekkül adlı eserinde bir mısrada;

“Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!”

sözüyle de şuanki dini meselelerin sünnet ve mübahlarda olmayı bırakalım, farzları dahi yapmamak için sebepler bulmayı dini araştırma ve yaşamama sebebini benimsediğini anlatıyor. Halbuki insan ömrü ortalama yetmiş beş yıl olarak kabul ediliyorsa bu süre zarfında farz namazları sadece bir yıla tekamül ediyor. Bir günde beş vakit namaz kırk beş dakika, bir haftada altı saat, bir ayda yirmi dört saat, yetmiş beş yılda bir yıl ediyor. Bize bu koca ömrü yaşatan ve sayısız nimeti veren Rabbimiz için yetmiş beş yılda bir yıl harcamak zor olmamalı diye düşünüyoruz. Bir işverenin size maaş vermesi için çalışmanız gerektiğini ve iş yeri kurallarına uymamız gerektiğini benimsemiş ve önemsemiş olmanıza rağmen Yaratıcımız ve bütün nimetlerin sahibi olan Allah (c.c.)’ın emir ve yasaklarını önemsiz gibi ertelemeye devam etmek kendimizi üzmemiz için yeterli bir sebep. Hz. Ömer (r.a.) bir müşrikin “Allah namaz kılmayanları cezalandırır diyorsunuz, ben namaz kılmıyorum ama beni cezalandırmıyor ona da inanmıyorum.” demesine karşılık verdiği cevapta makalemizde namazın ve ibadetlerin önemini anlatmaya yeter bir cümle olduğunu belirtmek istiyoruz.

Hz. Ömer (r.a.) cevap olarak: “Namaz kılmayı sana nasip etmemesi ceza olarak yeter.” buyurmuştur ve ravilere göre o müşrik oracıkta Müslüman olup tövbe etmiştir. Gelin biz de namaz kılmıyorum demek yerine acaba ben nasıl bir kulum ki Allah bana namazı nasip etmiyor diyelim. Kendimizi Allah’a karşı gelmekten sakınıp yapmamız gereken ibadetleri öğrenip hamd etmeyi ve yaratıcımızı övgüler ile zikretmeyi yapmaya çalışalım. Zira kılacağımız namaza Allah (c.c.)’ın bir ihtiyacı yok. Şüphesiz O ne emretti ise bizlerin ihtiyacı olduğu için emretmiştir. Asli görevlerimize İslamı da ekleyelim. Her Cuma hutbesinde cami hocalarımızında söylediği ayeti kerime her şeyi açıklıyor. “Allah katında hak din İslamdır. İbadetlerimizi eda edebilmek için çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Camiler bir adım uzağımızda. Maalesef ki sabah namazlarında cemaat bir saf bile dolmayacak kadar az. Bu yalancı dünyanın nimetlerini, sahte yüzünü bir kenara bırakıp gerçek yaşam olan ahiret için Allah’ı anmakla ve emirlerini yerine getirmeye çalışmakla uğraşalım. Şeytanın vesveseleri ve kalbimize düşürmeye çalıştığı düşüncelerden kurtulup huzura varalım. Asla ümidimizi yitirmeyelim çünkü işlediğimiz hiçbir günah Allah-u Teala’nın rahmetinden büyük değildir.

Vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir