Menü
Anasayfa / Soru/Cevap / Cuma Namazı İle İlgili Soru ve Cevaplar
Cuma Namazı İle İlgili Soru ve Cevaplar

Cuma Namazı İle İlgili Soru ve Cevaplar

Cuma Namazının Önemi Nedir?

Cuma Namazının Önemi Nedir?

Cuma günü çok değerli ve mübarek bir gündür. Bu konuda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmaktadır:

“Bizler Ehl­-i Kitab’a göre en son gelmişken, kıyamet gününde faziletçe en başa geçecek olanlarız. Şundan dolayı ki, bizden evvel onlara Kitab verildi de Allah’ın onlara farz buyurduğu gün bu cuma  günü iken, onlar anlaşmazlık çıkarıp başka günlere saygı gösterdiler. Bize ise o güne itibar etmek hususunda Hak Teala hidayet verdi (Doğru yolu gösterdi). Artık bu hususta insanlar bizden geri kalmış oldular. Yahudilerin ibadet günü yarın (cumartesi), Hristiyanlarınki ise öbür gündür (pazar).” (Tecrîd, III, 3.)

“Âdem o gün yaratıldı, o gün cennetten yere indirildi, o gün tövbesi kabul edildi ve o gün vefat etti, kıyamet günü de o gün kopacaktır. İns ve cinden başka hiçbir yaratık yoktur ki, tan yeri ağardıktan gün doğuncaya kadar ­kıyamet belki bu gün kopar korkusu ile­ kulak kabartmasın. Bir de o günün içinde bir saat vardır ki, bir Müslüman kul, tesadüfen, o esnada namaz kılıp Allah Teâlâ Hazretleri’nden bir hacetini dilerse, onu Allah Teala muhakkak ona verir.” (Tecrîd, III, 4­5; Müslim, Cum’a, 17)

Cuma gününün fazileti hakkında buyurulan bu kabil hadis­i şeriflerden dolayı, İslâm bilginleri arasında konuşulan ve halka mal olarak darbımesel hükmüne gelen bazı güzel söz ve değerlendirmeler vardır. Mesela denilmiştir ki, “Cuma haftanın; Ramazan yılın; Hac ise ömrün ölçüsüdür.”

Yani şuurlu bir şekilde cuma namazını kılan; bugünü, İslâmî literatürde belirtilen bilgilere göre değerlendiren kişi, bir hafta boyunca bunun feyz ve bereketinin tesirinde yaşar, her cuma bu tekrarlandıkça ömür boyu aydınlık bir hayat geçmiş olur.

Bunun gibi Ramazan ayını âyet ve hadislerin ışığında değerlendiren mü’min onun feyziyle senenin bütün ay ve günlerini kıymetlendirebilir.

Hac ibadeti kendisine farz olan zengin mü’min de bu ibadeti samimi bir şekilde yerine getirirse, günahları bağışlanır ve eğer hac süresince edindiği mânevî ışığı iyi kullanabilirse bir ömür boyu mutlu olur.

Yine, denilmiştir ki: “Cuma içindeki icabet saati, (dua ve dileklerin kabul edildiği an) Ramazan içindeki Kadir gecesi gibidir.”

Cuma günü gusletmek (tepeden tırnağa yıkanmak), gereken temizlikleri yapmak, dişleri fırçalamak, hoş­ hafif koku sürünmek, temiz elbiseler giyinmek, güler yüzlü ve sevinçli olmak iyi görülmüştür. Peygamberimiz (sas) Medine civarındaki köylerden toz ve ter kokusu ile cumaya gelenlere “Bari, bu gününüz için iyice yıkanıp temizlenseniz!” buyurmuştur. (Müslim, Cum’a, 9)

Cuma günleri sabah namazında Peygamber Efendimiz (sas) Secde ve Dehr (İnsân) surelerini okurdu. Bunun sebebi bu surelerin cuma günü, olmuş ve olacak olayları ihtiva etmesidir. Dolayısıyla bu sureler okunduğu takdirde Hz. Âdem (as)’in yaratılışı, âhiret hayatının tasviri, insanların öbür âlemde yeniden dirilişi gibi cuma günü cereyan etmiş ve edecek olan hâdiseler hatırlanmış, bunlara olan îman tazelenmiş olacaktır.

Secde Sûresi’nde Cenab-­ı Hakk; Kur’an­-ı Kerim’in, insanların uyarılması için indirilmiş bir gerçek olduğunu belirttikten sonra göklerin ve yerin yaratılışını hatırlatır ve

“O’ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?” (Secde, 32/4)

diye sorar. İnsanın yaratılışına değinir ve

“…Size kulaklar, gözler, kalpler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.” (Secde, 32/9)

buyurarak insanları uyarır. Surenin devamında Yüce Allah sapıkların dünyada iken ahirette tekrar diriltilmek konusunda inkâra gittiklerini hatırlatarak, böylelerinin öldükten sonra öbür âlemdeki pişmanlıklarını şöyle açıklar:

“Suçluları, Rablerinin huzurunda başları önüne eğilmiş olarak, ‘Rabb’imiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık.’ derlerken bir görsen!” (Secde, 32/13)

Diğer taraftan, Allah’ın âyetlerine inananlar, büyüklük taslamayarak Cenab-­ı Hakk’ı övüp yüceltenler, korku ve ümit içinde Hak Teâlâ’ya yalvaranlar, Yüce Mevlâ’nın ihsan ettiği rızıklardan sarf edenlerdir. Secde Sûresi’nde belirtilen bir gerçek de “En zalim kimselerin, kendilerine Allah’ın âyetleri hatırlatılınca onlardan yüz çevirenler.” olduğudur. Sûre’nin son kısmında Yüce Allah inkârcılara şöyle seslenir:

“Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevk etmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi? Kuru yerlere suyu gönderip, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı?” (Secde, 32/26, ­27)

“Dehr (İnsân)” Sûresi’nin ilk âyetlerinde Cenab-­ı Hak, insanın bir nutfeden yaratıldığını belirttikten sonra ona görme ve işitme verildiğini ve doğruyu bulmak için yol gösterildiğini ifade eder. Sûre’nin devamında açıklandığına göre insanlar bu dünyada imtihan üzeredirler, ama bazıları şükrederler, diğer bazıları ise nankörlük ederler. Yüce Allah, bu surenin beşinci ayetinden itibaren iyilerin âhirette karşılaşacağı sonsuz mükâfatı tasvir eder:

“Şüphesiz iyiler kâfur katılmış bir tastan içerler. Bu, ancak Allah’ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır. Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar. Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği; yoksula, öksüze ve esire yedirirler.”

“Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz. Biz karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz, çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabb’imizden korkarız.” derler. “Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur, onların yüzüne parlaklık ve neş’e verir. Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir. Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler. Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır. Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kâseler dolaştırılır. Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar. Orada zencefil karışık bir tasla içirilirler. O pınara (Selsebil) denir.” (İnsan, 76/5-­18)

Cuma günü ve cuma namazı İslâm’a mahsus en büyük şiar ve sembollerdendir. Kurban Bayramı’ndan önceki arefe günü Arafat’ta hac için bir araya gelen mü’minler topluluğu yılda bir kere tekrarlanmak kaydıyla bütün dünya üzerindeki Müslümanların en büyük toplantılarıdır. Bunun dışında mü’minlerin büyük kalabalıklar halinde ibadet ortamında kendiliğinden en çok bir araya geldiği günler bayram namazları ve cuma namazıdır. Bilhassa cuma namazının her hafta yeniden tekrarlanması, Müslümanların her hafta bir bayram sevinci içinde bir araya gelmeleri açısından ayrı bir önem taşımaktadır.

Cuma günü öğle vakti ezan okununca erkeklerin cuma namazına gitmesi farzdır. Bu konuda Cenab­-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrılınca Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Bilseniz bu, sizin hakkınızda daha hayırlıdır. Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın. Allah’ın lütfunu arayın. Allah’ı anın ki, felâh bulasınız.” (Cum’a, 62/9­10)

Dolayısıyla bu büyük gün ibadetin şuurunda olmayan, bunun idrakinden uzak, ilgisizlik içinde kalanların gafillerden sayılacağı hadis­i şeriflerde açıklanmıştır. Nitekim cumayı terk etmenin büyük günah olduğu bizzat Peygamber Efendimiz (sas) tarafından belirtilmiştir. Bu konuda Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmaktadır:

“Birtakım kimseler ya cumayı terketmekten kesin olarak vazgeçerler, yahut da Allah onların kalplerini mühürleyecek, sonra kendileri muhakkak surette gafillerden olacaklardır.” (Müslim, Cum’a, 40)

“Üç cuma namazını, aldırmayarak mazeretsiz bırakıp kılmayan kimsenin Allah, kalbini mühürler.” (et­Tâc, I, 273)

Cuma günü ve gecesi Peygamber (sas)’e salavat getirmenin sevap ve fazileti büyüktür. Çünkü mü’minler sahip oldukları iman selametini ve İslâm saâdetini O’na borçludurlar. Cenab­-ı Hak O’nun hürmetine hem dünyevi hem de uhrevi saâdet ve hayrı mü’minlere bahşetmiştir. Onlara verilecek İlâhi lütuf ve ihsanlar cuma günü ellerine geçecek, cennetteki makamlarına o gün gönderileceklerdir. Cennete girdikleri zaman mü’minlere beklediklerinin çok üstünde ziyadesiyle İlâhi lütufların yağdırılacağı “Mezid günü” o gündür.

Ayrıca dünyada o gün mü’minler için bayramdır, o gün hulus­i kalple Cenab­-ı Hakk’a uzanan eller geri çevrilmez; çünkü icabet saati (dua ve dileklerin kabul edildiği an) o günün içindedir. O günü bayram şuuru içinde idrak eden evler bereketle, hazla dolar. İşte bütün bunlar Hz. Peygamber (saa)’i tasdikin ve O’nun izinden ayrılmaksızın yürümenin hayırlı meyveleridir. Bu şuur içinde cuma gecesi ve günü, mü’minlerin, saadet sebebi olan âlemlerin efendisi Hz. Muhammed (sas)’e çokça salavat getirmeleri uygun olur. Nitekim ­kaynaklarda naklolunduğuna göre­ Hz. Peygamber (sas) Müslümanlara, cuma günü kendisi için çok salât ü selâm gönderilmesini tavsiye etmiş ve salât ü selâmların o gün kendisine arz olunacağını haber vermiştir.

Hasılı, cuma günü, Müslümanların haftalık bayram günüdür, bu günün faziletleri saymakla bitmez. Bu münasebetle Müslümanlar cuma günü, ibadetlerine daha çok dikkat etmeli ve Peygamberimiz (sas)’e salât ü selâmda bulunmalıdırlar. Bununla beraber onu daha çok sevmeli ve hadis­i şerifleri anlamaya çalışmalıdırlar. Cuma günü Kehf Sûresi’ni okuyanlara uhrevi mükâfat müjdelenmiş, her cuma namazının diğer cumaya kadar günahlara kefaret olduğu belirtilmiştir. Cuma günü yoksullara yapılan yardımın sevabı da boldur. Cuma günü va’zü nasihat günüdür. Cuma va’zında ve hutbesinde konular, Müslümanların önemli meselelerine ışık tutmalı ve herkes bu mânevi aydınlık içinde hatalarını düzeltmeye, eksiklerini gidermeye çalışmalıdır.

Cenab-­ı Hak, aylar içinde Ramazan’ı, geceler içinde Kadir Gecesi’ni, dünya içinde Mekke’yi, insanlar arasında Hz. Muhammed (sas)’i seçtiği gibi günler içinde de cumayı seçmiştir.

(Hüseyin Algül, Mübarek Gün ve Geceler)

Cuma Gününün Önemi Ve Yapılacak İbadetler Nelerdir?

Cuma Gününün Önemi Ve Yapılacak İbadetler Nelerdir?

Bu günün cuma adını alması bilhassa toplantı günü olmasından kaynaklanmaktadır. Aynı adı taşıyan sûrede, “Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen namaza gidin ve alışverişi bırakın” (Cum’a, 62/9) mealindeki âyet, cuma namazının farz kılınmasından önce de günün bu adla anıldığına ve bir toplantı günü olduğuna işaret etmektedir.

Çeşitli hadislerden anlaşıldığına göre cuma, haftalık ibadet günü olarak daha önce yahudi ve hristiyanlar için tayin ve takdir edilmiş, fakat onlar bu konuda ihtilâfa düşerek yahudiler cumartesiyi, hristiyanlar pazarı haftalık toplantı ve ibadet günü olarak benimsemişler, Allah da cuma gününü müslümanlara nasip etmiş, onları bu konuda hakka ulaşmaya muvaffak kılmıştır(Müslim, Cum’a, 19-23). Böylece İslâm’da haftalık toplu ibadet günü olarak cuma seçilmiş, bu günün bir bayram olduğu birçok rivayette açıkça belirtilmiştir (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/243; İbn Kayyim el-Cevzİyye, Zâdü’l-mesîr, 1/369).

Hz. Peygamber, “Güneşin doğduğu en hayırlı gün cumadır; Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete girmiş ve o gün cennetten çıkarılmıştır; kıyamet de cuma günü kopacaktır” (Müslim, Cum’a, 18) sözüyle bu günün özelliğini dile getirmiştir. Allah’ın cennette cuma gününe tekabül eden ve “yevmü’l-mezîd” denilen günde kullarına kendisini ziyaret fırsatı vereceğini, bunun için onlara tecelli edeceğini bildirmiş (İbn Kayyim el-Cevziyye, I, 369-372, 408-410), başka bir hadiste de bu günde yapılan duaların kabul edileceği bir anın (icabet saati) bulunduğunu haber vermiştir.

İcabet saatinin zevalden itibaren namazın başlamasına, imamın minbere çıkmasından namazın başlamasına veya bitimine ya da ezandan itibaren namazın eda edilmesine kadar devam ettiği, ayrıca fecir ile güneşin doğuşu, ikindi namazı ile güneşin batışı arasında olduğu şeklinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Hz. Peygamber’in, “Ben onu biliyordum, ancak Kadir gecesi gibi o da bana sonradan unutturuldu” (Hâkim, Müstedrek, 1/279) mealindeki hadisine dayanarak esmâ-i hüsnâ arasında ism-i a’zamın, ramazanın son on günü içinde Kadir gecesinin gizli tutulması gibi icabet saatinin de insanların bütün gün boyunca Allah’a yönelmeleri için gizli tutulduğu ifade edilmiştir.

Cuma günü gerekli temizliği yaptıktan sonra camiye gidip hutbe dinleyen ve namazı kılan kimsenin o gün ile daha önceki cuma arasında işlemiş olduğu günahların affedileceği
belirtilmiş (Buhârî, Cum‘a 6, 19; Müslim, Cum’a, 26), bu günü önemsemeden üç cuma namazını terkeden kimsenin kalbinin mühürleneceği bildirilmiştir (Ebû Dâvüd, Şalât, 204)
.
İslâm dünyasının her tarafından müslümanların bir araya geldiği en büyük toplu ibadet olan hac, arefe gününün cumaya rastlaması halinde “hacc-t ekber” (büyük hac) olarak anılır.

Bütün bu özelliklerinden dolayı gerek fert gerekse toplum olarak müslümanlar açısından büyük önem taşıyan cuma gününde farz olan cuma namazından başka şu hususların yapılması sünnet kabul edilmiştir:

Boy abdesti almak (bazı âlimlere göre farzdır), bıyıkları kısaltma, tırnak kesme vb. bedenî temizlikleri yapmak, misvak veya fırça ile dişleri temizlemek, güzel elbise giymek, güzel koku sürünmek, camiye erkenden gitmek, Kehf sûresini okumak, camileri temizleyip kokulandırmak, sabah namazında Secde ve Dehr sûrelerini, cuma namazında ise Cum’a ve Münâfikün veya A’lâ ve Gâşiye sûrelerini okumak, çokça dua ve zikir yapmak, Hz. Peygamber’e salâtü selâm getirmek.

Cuma namazı kılmak, her akıl-bâliğ mü’min erkeğe farz-ı ayndır (Cuma, 62/9-10) . Ezan okununca başka şeylerle uğraşılmayıp hemen camiye gidilmesi gerekir.

Cuma günü, bayram günü olduğundan, bir gün önce veya sonrası olmaksızın sadece o güne has oruç tutmak mekruhtur. Camiye ezandan sonra girmek; zaruret olmaksızın, imam minbere çıkıp iç ezanın okunmasından itibaren namaz kılınıncaya kadar alışveriş ve benzeri bir dünya işiyle meşgul olmak ve cuma namazı vakti girdikten sonra namazı kılmadan yolculuğa çıkmak ise dinen kerih görülmüştür.

Hutbe esnasında boş konuşan ve başka şeylerle ilgilenen kişi sevaptan mahrum kalır; ancak cumaya ezandan önce gelen, mü’minleri rahatsız etmeyen, hutbeyi sükûnet ve edep içinde dinleyen, namazı huşu ile kılanın bu namazı ise, bir önceki cumaya ve fazladan da üç güne kadar (işlemiş olduğu) günahlara keffarettir; zira Cenab-ı Hak şöyle buyuruyo:

“Kim bir hayır yaparsa bu kendisinden on misliyle kabul edilir.” (En’am, 6/160) buyurmuştur .

Bu sebeple bir müslüman cuma günü salih amelleri artırmalıdır. Allah’ın kardeş ilan ettiği Müslümanlar, bütün mübarek gün ve gecelerde olduğu gibi cumayı da bir vesile, bir fırsat bilerek yaratılış gayeleri olan ubûdiyetin (Zâriyât 51/56) gereğini, Allah’ın emri olan hayırda yarışmayı (Bakara 2/148) ufkunda sergilerler ve sergilemelidirler. İslam uleması arasında cumayla alakalı atasözü hükmünde bir değerlendirmeyle konuyu bağlayalım:

“Cuma haftanın, ramazan yılın, hac ise ömrün ölçüsüdür.”

Yalnızca Cuma Veya Cumartesi Veya Pazar Gününe Has Olarak Kaza Veya Nafile Oruç Tutulur Mu?

Yalnızca Cuma Veya Cumartesi Veya Pazar Gününe Has Olarak Kaza Veya Nafile Oruç Tutulur Mu?

Farz ve vacip oruçları sadece cuma günü veya cumartesi günü tek gün olarak tutmak mekruh olmaz. Bu nedenle kaza borcu olanların veya adağı bulunanların haftanın istediği günü oruçlarını tutmalarının bir sakıncası olmaz.

Ayrıca, Arefe veya Kandil gibi mübarek günler Cuma veya Cumartesi gününe denk geldiği takdirde, bu günlerde oruç tutulması mekruh olmaz. Hadis-i Şerifte belirtilen “sizden biri adeti olan bir orucu tutuyorsa bir sakıncası olmaz” ifadesinden Kandil günleri oruç tutmayı adet edinenler Cuma günü kandile denk gelirse yalnız cuma günü oruç tutabilir manası çıkar. (Neylü’l Evtar, 4, 249; İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Vehbe Zuhayli, c.3, s. 124)

Ancak, Farz ve Vacip oruçları ile kandil ve arefeleri alışkanlık haline getirmeyenlerin, hafta içerisinde sadece Cuma ve Cumartesi günü oruç tutmaları tenzihen mekruhtur. Bu meseleye esas teşkil eden hadis-i şerifler şöyledir:

“Cuma günü bir bayram günüdür. Bayram gününüzü oruç günü yapmayın.” (Müsned, 2:303)

“Üzerinize farz olan oruç müstesna, Cumartesi günü oruç tutmayınız.” (İbni Mâce, Sıyam: 38)

“Cumartesi ve Pazar günleri müşriklerin bayram günleridir. Ben onlara muhalefet etmek isterim.” (Neseî, Cum’a: 1)

“Geceler arasında sadece cuma gecesini ibadete tahsis etmeyin; yine günler arasında oruç tutmak için sadece cuma gününü tahsis etmeyin. Ancak sizden biri adeti olan bir orucu tutuyorsa bu müstesnadır.” (Neylü’l Evtar, 4, 249; İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Vehbe Zuhayli, c.3, s. 124)

Bu hadis-i şerifler sadece Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutmamayı tavsiye etmektedir. Ancak bugünlerde oruç tutmanın, yani sadece Cuma ve Cumartesi oruçlu bulunmanın mekruhluk derecesi tenzihîdir. Yani harama yakın olan mekruh değildir.

Fakat bugünlerde oruç tutmak için bir gün öncesini veya bir gün sonrasını oruçlu geçirmekle mekruhluk ciheti ortadan kalkmış olur. Cuma günü oruçlu bulunmak isteyen kimse, ya Perşembe gününden itibaren oruç tutar veya Cuma ile birlikte Cumartesi’ni de oruçlu geçirmesi gerekir. Yine Cumartesi’yi oruçlu geçirmek isteyen kişi Cuma’yı veya Pazar’ı o güne eklemesi lâzımdır. Bu meselede fıkıh âlimlerimizin izahı bu şekildedir.

Şayet pazar gününe tazim niyetiyle tutmuyorsa, tatil günümdür daha rahat tutarım niyetiyle veya başka sebeple tek pazar günü oruç tutmakta bir mahzur yoktur. Ancak pazar gününü bir konuda hürmete layık görerek oruç tutmak uygun olmaz.

Hutbe Okunurken Konuşmak, Yapılan Duaya Âmin Demek, Salavat Getirmek uygun Mudur?

Hutbe Okunurken Konuşmak, Yapılan Duaya Âmin Demek, Salavat Getirmek uygun Mudur?

Cuma hutbesinin sünnetleri şunlardır:

1. Hutbeyi ayakta okumak. Oturarak veya yaslanarak okumak caiz ise de, sünnete aykırıdır.
2. Hatibin, minbere çıktığında yüzü cemaata dönük olması.
3. Hatibin huzurunda ezan okunması.
4. Birinci hutbeye hamd ile başlamak.
5. Hutbeyi sesli okumak.
6. Şehadet getirmek ve Peygambere salâvatta bulunmak.
7. Müslümanlara dünya ve âhiretlerine faydalı nasihatta bulunmak.
8. Eûzü-besmele çekip bir âyet okumak. Okuyuş ya uzun bir âyet veya üç kısa âyet olmalıdır.
9. Hutbeyi ikiye ayırarak iki hutbe arasında bir müddet oturmak. Üç âyet okuyacak kadar oturmalıdır.
10. İkinci hutbeye de birinci hutbe gibi hamd ve salâvatla başlamak.
11. İkinci hutbede mü`minlere dua etmek.
12. Her iki hutbeyi de uzatmayarak mümkün olduğu kadar kısa kesmek. Uzun okumak mekruhtur.

Hadîs-i şerîf`te:

“Kişinin namazının uzunluğu ve hutbesinin kısalığı onun fıkhının (ilminin) alâmetidir. Öyle ise, namazı uzatıp hutbeyi kısa kesiniz. Şüphesiz ki bâzı sözler, sihir gibi kalbleri teshir eder.” (Müslim, Cuma 47, (869); Ebû Dâvud, Salât 231)

buyrularak hutbenin az, öz ve beliğ olması istenmiştir. Zaten Hz. Peygamber (asm)’in okuduğu hutbelere baktığımız zaman bu özellikleri rahatça görebiliriz. Hutbe okurken kimse ile konuşulmaz, hiç dünya kelâmı söylenmez, hattâ yakındaki birine “sus, konuşma” tarzında elle işarette bile bulunulmaz. Namazda imiş gibi susularak hatib efendi dinlenir. Resûlüllah Efendimiz (asm) bu hususta şöyle buyurmuştur:

“İmam hutbe okurken, sen (yanıbaşında konuşan) arkadaşına: “Sus!” desen boş laf etmiş olursun.” (Buhârî, Cuma 36, Müslim, Cuma 11)

Dinlerken yüzü hatib efendiye çevirerek dinlemeli, başı sağa sola çevirip etrafına bakınıp durmamalıdır.

Hutbeyi okuyan kimse duaları açık veya gizli okuyabilir. Ancak açıktan dua ettiği zaman cemaat amin diyecekse bunu gizli yapar. Böylece cemaatin amin demesine engel olmuş olur. Çünkü, hutbe okunurken insanların konuşmaları, tesbih çekmeleri, aksırıp “elhamdulillah” diyene “yerhamükallah” demeleri, selam almaları ise mekruhtur. Hutbe okunurken Peygamber Efendimize (asm) salavat getirmek ve yapılan duaya amin demek de mekruhtur. Eğer salavat getirmek ve amin demek gerekiyorsa bu kalben okunur. Dil ile telaffuz edilmez.

Ayrıca hutbeyi okuyan kimsenin cemaate ya da müezzine kızması doğru bir davranış değilse de hutbeyi ve namazı bozmaz.

Kehf Sûresi'ni Cuma Günü Okumanın Fazileti Hakkında Bilgi Verir Misiniz?

Kehf Sûresi'ni Cuma Günü Okumanın Fazileti Hakkında Bilgi Verir Misiniz?

Kehf Suresi’ni, cuma gecesi ve gündüzü okumanın çok faziletli olduğuyla ilgili hadisler vardır. Örneğin:

“Cuma gecesi Kehf suresini okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki cuma arasında işlediği (küçük) günahlar da affolur.” (Değişik rivayetler için bk. et-Terğıbü ve’t-Terhib, Kitabu’l-Cuma,  1/512-513)

Ancak teşvik için yapılan bu rivayetleri değerlendirirken bazı noktalara dikkat etmek gerekir.

Kehf Suresi hakkında rivâyet edilen diğer hadislerden ikisinin anlamı şöyledir:

“Sahâbeden Üseyd b. Hudayr, Kehf sûresini okumuştu. Evinde de bir atı vardı. Bu sırada at ürkmeğe, deprenmeğe başladı. Bunun üzerine (Üseyd) ‘Yâ Râb! Sen âfetten emin kıl.’ diye dua etti. Hemen onu duman gibi bir şey, yahut bir bulut kapladı. Sonra (Üseyd) bu olayı Hz. Peygambere (asv) anlattı. Rasûlüllah (asv), “Oku ey kişi. Çünkü o bulut gibi görünen şey Sekine’dir. Kur’ân dinlemek için yahut Kur’ân’ı yüceltmek için inmiştir.” buyurdu. (Buhârî, Menâkıb, 25; Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân, 11; Tirmizi, Fedâilu’l-Kur’an, 6).

Hz. Peygamber (asv) şöyle buyurmuştur:

“Kim, Kehf sûresinin evvelinden (bir rivayette sonundan) on âyet ezberlerse, Deccâl’den korunmuş olur.” (Müslim, Müsâfirûn, 257; Ebû Dâvud, Menâhim, 14; Tirmizi, Fiten, 59; İbn Mâce, Fiten, 33).

Cuma Günü Yeni Elbiselerin Giyilmesi Gerektiği Doğru Mudur?

Cuma Günü Yeni Elbiselerin Giyilmesi Gerektiği Doğru Mudur?

Peygamber Efendimiz (asm), Hz. Ali’ye, “Ya Ali, Cuma günü güzel koku sürün ve elbise giy.” buyurmuştur. (Deylemi, 5/415, no, 8342; İthafü’s-saade, 2/414; Kenzü’l-Ummal, 17256, 17383)

Hadisin sıhhati hakkında bilgi bulamadık.

Bu hadiste geçen “elbise” ifadesine bazıları “yeni elbise” olarak mana vermiş olabilir. Çünkü bu rivayette “yeni” ifadesi geçmemektedir. Ancak bununla belirli ve özel bir elbisenin kasdedildiği anlaşılmaktadır. Çünkü “Libas/elbise” kelimesi elif-lam/lı olarak gelmiştir. Yani başında belirtili bir ifade kullanılmıştır.

Nitekim bazı hadislerde, Cuma Günü güzel ve temiz elbise giyilmesine ve bu güne özel bir elbisenin bulundurulmasına yönelik tavsiyeler vardır:

Hz. Peygamber (asm) Cuma günü hutbe okurken bazı kimselerin üzerinde kaplan postları gördü. Bunun üzerine Resulullah (asm) buyurdu ki: “Ne olur, her birinizin gücü yettiğinde (yani gündelik bir kattan başka) Cuma için iki sevb (yani bir kat elbise) edinmiş olsa.” (İbn Mace, İkamet, 83)

Ebu Zerr’den de şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (asm) buyurdu ki: “Her kim Cuma günü gusleder, güzelce yıkanır, temizlenir, temizliğini güzel yapar, en güzel elbisesini giyinir ve Allah Teâlâ’nın nasib ettiği güzel kokudan sürünür, sonra Cuma’ya gider, lakırdı etmez ve mülümanların omuzlarına basmaz ve onlara eziyet etmezse, Allah o Cuma ile diğer Cuma arasındaki kusurlarını affeder.” (Buhari, Cuma, 3, 6)

Bu ve benzeri rivayetlerde, Cuma günü giyilecek elbisenin temiz ve güzel olması ve mümkünse en iyi elbisenin giyilmesi tavsiye edilmektedir. Ayrıca ilk defa giyeceğimiz yeni elbisemizi mümkünse Cuma Günü giymek de bütün bu güzellikleri bir arada bulundurmak açısından daha iyi olur. Yoksa bunu, her Cuma Günü yeni elbise giyilerek Cuma Namazına gidileceği anlamında değerlendirmek mümkün değildir.

Bununla beraber, yeni yıkanmış ve yıkandıktan sonra ilk defa giyilen her elbise de yeni sayılabilir. Konuya bu açıdan bakılırsa, her Cuma Namazına yeni yıkanmış giysilerle gitmek ne kadar güzel olur.

Buna göre, “Cuma’ya erken gitmek gusul abdesti ile beraber hoş koku sürünmek, misvak kullanmak ve güzel elbiseler giymek müstehabdır.” (bk. Elmalılı, Hak Dini, Cuma, 62/9. ayetin tefsiri)

Şunu da unutmamak gerekir ki, elbisemiz yeni değil, iş elbisesiyle gitmek uygun değildir, üstüm kirli gibi bahanelerle Cuma Namazına gitmemek olamaz. Anlatılan özellikler, durumu, zamanı ve imkanı müsait olanlar içindir. Her ne olursa olsun –meşru bir mazeret olmaksızın- Cuma Namazını terk etmek haramdır. Üzerine Cuma namazı farz olanların Cuma Namazı vaktinde çalışması haram olduğu gibi, kazancı da helal olmaz.

Cuma Günü Yolculuk Yapılmaz Mı?

Cuma Günü Yolculuk Yapılmaz Mı?

Kendisine cuma namazı farz olan kimsenin, namaz vakti girince yolculuğa çıkması câiz değildir.

Cuma günü cuma namazının vakti girmişken, tam cumaya gidileceği sırada cumayı bırakıp da yola çıkmak caiz değildir; hem de harama yakın şekilde mekruhtur!

Yani yola çıkma yasağının başladığı vakit bu vakittir… Ya cuma namazının vakti girmeden yola çıkılacak, ya da vakti gelmiş cuma namazına gidilecek, cumadan sonra yola çıkılacaktır. Şayet uçağı kaçırmak gibi çok ciddi bir mecburiyet yoksa tabii…

Ayrıca geçerli mazeretinden dolayı cumayı kılamayanlar da olabilir. Bunlar tümüyle ibadetten de mahrum kalmış sayılmazlar. Çünkü cumayı kılamayanlar yerine geçen öğleyi kılarlar. Böylece öğle vaktinin ibadetini yapmış olurlar.

Bu sebeple cuma vaktinde öğrencinin imtihanı, doktorun ameliyatı, resmi görevlinin nöbeti gibi ihmal edilemez işleri olanlar, görevlerini bırakıp da cumaya gitme mecburiyetleri söz konusu olmaz.

Çünkü kılamadıkları cuma namazı yerine kılabilecekleri öğle namazı vardır. Öğleyi kılanlar, öğlede yapılması gereken ibadeti yapmış olurlar; mazeretlerinin geçerliliği nispetinde de kılamadıkları cumanın sorumluluğundan kurtulmuş sayılırlar.

Cuma namazının vakti girmeden önce:

a) Ebû Hanife’ye göre yola çıkmak caizdir.

b) Şâfiî’ye göre zevalden sonra yola çıkmak haramdır. Ancak savaş vb. gibi Allah emri olan sefer müstesnâdır. Zevâlden öncesine ait, Şâfiî’den iki ictihad nakledilmiştir: Önceki caiz olduğunu, sonraki caiz olmadığını ifade etmektedir.

c) İmam Mâlik’e göre yola çıkabilirse de tan yeri ağırdıktan sonra çıkmaması evlâdır. (İbn Kayyim,İbn Kayyim, Zâdu’l-meâd (Mısır, 1950), 1/102)

Cuma Günü, Cuma Namazı Öncesi İç Ezanın Okunmasının Hikmeti Nedir?

Cuma Günü, Cuma Namazı Öncesi İç Ezanın Okunmasının Hikmeti Nedir?

Cuma günü iç ezan Peygamberimiz (s.a.s.) döneminde okunmaktaydı. Dış ezan ise Hz. Osman (ra) döneminde başlanmıştır.

Peygamber (s.a.s.) camiye girince, cemaata selam verir; minbere çıkınca, onlara döner ve ikinci bir selamdan sonra otururdu. Bu oturuşa “Celsetu’l-istiraha” denir. Bilâl ezan okumağa başlar; bitirince, Peygamber (s.a.s.) kalkarak hamd ve senâdan sonra, vaaz ve nasihatı muhtevî bir hutbe okurdu. Bir müddet oturduktan sonra tekrar kalkıp, ikinci hutbeyi de okur ve minberden inerdi. Kamet getirildikten sonra iki rek’at olarak Cum’a namazını kıldırırdı. Cum’a namazının ilk rek’atında ekseriyetle Cumu’a sûresini ve ikinci rek’atta da Münâfıkun sûresini yüksek sesle okurdu. Cemaat en fazla Cum’a namazında toplandığı için, Cumu’a sûresini okumakla, onlara cum’a’nın âdâb ve erkânını öğretmiş ve Münâfıkûn sûresini okumakla da, münâfıklardan sakınmaları lüzumunu ihtar etmiş oluyordu. Sonraları ilk rek’atta A’lâ ve ikincide de Câşiye sûrelerini okuduğu rivâyet edilmiştir.

Halife Hz. Ebû Bekir (ra) ve sonra Hz. Ömer (r.a.) zamanında bu şekilde Cum’a namazı kılındı ise de; Halife Hz. Osman (r.a.) zamanında şehrin nüfusunun arttığı ve halkın câmiden uzak yerlerde ikâmet ettiği gözönünde tutularak, namaz vaktinin geldiğini ilân için mescidin dışında bir ezan okutturulmağa başlandı. Bu ezan Zavra’da okunuyordu. Hz. Osman (ra)’ın okuttuğu bu ezan (dış ezan) diğer memleketlerde de okunmağa başlandı. Kendisinden seksen sene sonra Hişam b. Abdu’l-Melik de bu dış ezanın hariçte, mesela Medine’nin Zavra’sı gibi şehrin ortasında okunacak yerde, camiin minaresinde okunmasını emretti.

Cuma Namazı Sadece Camide Mi Kılınır? Yurt, Pansiyon, Fabrika Ve Başka Yerlerde De Kılınabilir Mi?

Cuma Namazı Sadece Camide Mi Kılınır? Yurt, Pansiyon, Fabrika Ve Başka Yerlerde De Kılınabilir Mi?

Cumanın farz olması için bâzı şartlar olduğu gibi, sahih olması için de bâzı şartlar vardır.

Bu şartlar şunlardır:
1 – Cumayı öğle vaktinde kılmak.
2 – Namazdan evvel hutbe okunmak.
3 – Cuma kılınan yer, herkese açık olmak. Muayyen kişileri içeriye alıp sonra kapısı kilitlenen bir Camide Cuma kılınmaz.
4 – İmamdan başka en aşağı 3 erkek cemaat bulunmalıdır. Bu sayı, İmam Mâlik’de 30; Şâfiî’de 40 kişidir. Ebû Yûsuf’a göre ise iki erkek cemaat de kâfidir.
5 – Cuma namazını kıldırmak için vazife sahibi, yani, Cumayı kıldırmaya resmen izinli bir kimse bulunmalıdır. Eğer yetkili bir kimseden izin alınmış olmaz da Müslümanlar da namaz için toplanmış bulunurlarsa, içlerinden birini imam yaparak Cumayı kılabilirler.
6 – Cuma kılınacak yer, şehir veya şehir hükmünde olmalı. Şehrin ne demek olduğu müctehidler arasında ihtilâflıdır. Daha sonraları köylerde bile, Cuma namazının kılınabileceği hükme bağlanmıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığının da bu konuda izni vardır. Bir camiye cemaat sığmadığı takdirde, o beldedeki sair camilerde de Cuma namazı kılınabilir. Fakat müteaddit yerlerde kılınamıyacağını söyleyen fakihler de vardır. Bunlara göre, bir beldede ilk kılınmaya başlanan Cuma namazı sahih, diğer yerlerde kılınan Cumalar ise fâsiddir. Bu durumda cemaate öğle namazını kılmak vâcib olur. Sıhhatli olan ve alimlerin çoğunluğunun kabul ettiği görüş, Cumanın aynı beldede değişik camilerde kılınabileceğidir.

Eğer bir yerde birden çok camiye Cuma izni verilmişse onların hepsinde Cuma namazı olur. zaten cami ve mescit özelliği olan her yere Cuma için izin verilmiştir.

Cum’a namazının sahih olması için “devlet temsilcisinin izni” problemi İslâm hukukçularınca tartışılmıştır. Bu iznin gerekli olduğunu söyleyenler olduğu gibi aksini savunanlar da bulunmuştur. Biz aşağıda her iki görüşü ve delillerini vererek, konuyu değerlendirmeye çalışacağız.

Hanefi hukukçularına göre, Cum’a namazı için izin gereklidir. Dayandıkları delil Câbir b. Abdullah ve İbn Ömer’den nakledilen şu hadistir: “Kim Cum’a namazını ben hayatta iken veya benden sonra adaletli ve câir (zâlim) bir imamı (önderi) varken, onu küçümseyerek veya inkâr ederek terkederse Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işini bitirmesin” (İbn Mâce, İkâme, 78) İbn Mâce bu hadisin senedinde bulunan Ali b. Zeyd ve Abdullah b. Muhammed el-Adevî sebebiyle isnâdı zayıf sayar. Heysemî, hadisin benzerini naklettikten sonra şöyle der: Bu hadisi Taberanî, el-Evsat’ında nakletmiştir. Oradaki senedde Musa b. Atıyye el-Bâhilî vardır. O’nun biyografisini bulamadım. Geri kalan râviler güvenilir. (Mecmau’z-Zevâid, II, 169, 170) Bu hadiste, Cum’a’nın farzolması için adaletli veya adaletsiz bir yöneticinin bulunması öngörülmüştür. Cum’a namazı büyük cemaatle kılınacağı ve hutbede topluma hitap edileceği için onun toplum düzeni ile yakından ilgisi vardır. Devletten izin alma şartı aranmazsa fitne çıkabilir. Cum’a kıldırmak ve hutbe okumak bir şeref vesilesi sayılarak rekabet doğabilir. Bazı kimselerin çekişme ve ihtirasları cemaatin namazını engelleyebilir. Camide bulunan her grubun namaz kıldırmak istemesi, Cum’a’dan beklenen faydayı yok eder. Bir grup kılarak, diğerleri çekilse yine amaca ulaşılmaz. Kısaca hikmet ve toplum psikolojisi bakımından da Cum’a’nın İslâm devletinin kontrolünde kılınması gereklidir.

Ancak yöneticiler Cum’a’ya ilgisiz kalır ve önemli bir sebep olmaksızın müslümanları namaz kılmaktan alıkoymak isterse, onların bir imamın arkasında toplanarak Cum’a namazı kılmaları mümkündür. İmam Muhammed, bu konuda şu delili zikreder: Hz. Osman, Medine’de kuşatma altında iken, dışarıda bulunan sahabiler Hz. Ali’nin arkasında toplanmış ve o da Cum’a namazını kıldırmıştır. (el-Kâsânî, I, 261; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I,146; İbn Âbidin, I, 540) Bilmen, bunun dâru’l-harpte mümkün ve câiz olduğunu belirtir (Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1985, s. 162)

Devlet başkanı veya valilerin bizzat Cum’a namazı kıldırmaları gerekli midir?

İbnü’l-Münzir şöyle der: “Öteden beri Cum’a namazını, devlet başkanı veya onun emriyle kıldıracak bir kimsenin kıldırması şeklinde uygulama yapılmıştır. Bunlar bulunmazsa, halk öğle namazı kılar” (Ahmed Naîm Tecrid-i Sarih Tercümesi, III, s. 48)

Burada şunu belirtelim ki, yukarıda kaydettiğimiz hadisten imam ya da müslümanların halifesi yoksa, Cum’a namazı kılınamaz, diye bir hüküm çıkarmak mümkün değildir. Bu hadisin ilgili bölümlerinin anlattığı, “ister adil, isterse de zâlim olsun bir imamın varlığına rağmen” Cum’a terk edilecek olursa, belirtilen tehditlerle karşı karşıya kalınacağından ibarettir. Çünkü hadis, “imam yoksa Cum’a namazı kılamazsınız” demiyor, olduğu halde kılınmazsa, son derece tehlikeli tehditlerde bulunuyor. İmamın yokluğu halinde kılınmayacak olursa o takdirde bu hadisten, olsa olsa tehditlerin daha hafif olacağı sonucuna varılabilir. O da en müsamahalı bir istidlâl olur.

İçtihada dayalı olarak ileri sürülmüş gerekçelerin dışında, Cum’a namazının kılınması için şart kabul edilen ve eda şartları arasında sayılan imamın varlığı şartının nakli bir delili yoktur. Ayrıca bu şart, yalnızca Hanefî mezhebinde öngörülmüş bir şarttır. Dolayısıyla terki halinde terettüp edeceği bildirilen bir takım tehditlere maruz kalmamak için, en azından ihtiyaten böyle bir şartı öngörmeyen diğer mezhep imamlarının görüşlerine uyularak kılınması gerekir. Diğer taraftan kaynaklarda hadis diye belirtilen: “Dört şey vardır ki, veliyyul emirlere aittir: Cihad’tan elde edilen ganimetlerin paylaştırılması zekât’ın toplanması, hudut (şer’i cezaların tatbiki) ve Cum’a’ları kıldırmak.” ifadeleri ise hadis değildir. Fethu’l-Kadir’de (II, 412) bunun İmam Hasan el-Basrî’ye ait bir söz olduğu belirtilmiştir. Son asır alimlerinden Seyyid Sâbık da “Fıkhu’s-Sünne” adlı esrinde (1, 306) bunun aynı şekilde Hasan’ü’l Basrî’ye ait bir söz olduğunu kaydetmektedir. O halde böyle bir şartın öngörülmesi için dayanak teşkil edebilecek nakli bir delil elde mevcut değildir. Bu konuda ileri sürülen bu şartın sebebi, yalnızca karışıklık çıkma ihtimaline dayalı bulunmaktadır.

Veliyyü’l-Emr yoksa

Veliyyü’l-Emr ve izn-i sultânî diye belirtilen hususun gerçekleşebilmesi için, müslümanların başında en azından zâlim de olsa- bir yöneticinin bulunması zorunludur. Başa geçmiş bulunan yöneticinin, İslâm’ı kabul etmesi ise onun, müslümanların veliyyü’l-emr’i olarak görülmesinin asgarî şartıdır. Yani müslümanların İslâmî olmayan yönetimlerin tahakkümü altında yaşamaları halinde, haliyle böyle bir şartın varlığından söz etmek imkânı olamaz. Bu durum günümüzün müslümanlarına; İslâm’ın öngördüğü mânâsıyla bir yöneticiye sahip olmadığımıza göre, kıldığımız Cum’a namazının hükmü nedir? Diye başlayan ve onun etrafında dönüp dolaşan diğer bir takım soruları daha sordurmaktadır.

Öncelikle Türkiye’nin Dar-ı İslam olduğunu cuma namazının şartlarını taşıyan her erkeğe farz olduğunu ifade edelim.

Bu konuda İbn Nüceym der ki:

“Şayet hiç bir şekilde kadı veya ölmüş olan halifenin (yerine geçmiş) halifesi yoksa, âmme de bir kişinin (Cumu’a namazını kıldırmak üzere) öne geçirilmesi üzerinde ictimâ edecek olsalar, zaruret dolayısıyla caizdir.” (İbn Nuceym, el-Bahrü’r-Râik, II, I55).

Bu açıklamalara göre cuma namazının, camide devletin izin verdiği bir imamın arkasında kılınması gerekli ise de, devletin izin vermediği kimselerin imamlığında mescid veya başka yerlerde kılınan cuma namazlarının kabul olmadığı iddia edilemez. Bununla beraber yukarıda söylenen bazı sakıncalarının da olduğu unutulmamalıdır. Bu şekilde cuma namazı kılanların, zuhr-i ahir namazını da mutlaka kılmalarını önemle tavsiye ederiz.

Allah Her Cuma Günü Altı Yüz Bin Kişiyi Cehennemden Azat Eder, Hadisini Açıklarmısınız?

Allah Her Cuma Günü Altı Yüz Bin Kişiyi Cehennemden Azat Eder, Hadisini Açıklarmısınız?

Bu konuda Ebu Yala’nın Enes’ten naklettiği iki rivayet vardır. Birinin manası şöyledir:

“Allah Teala her gün -cehennemi hak eden- altı yüz bin kişiyi cehennemden azat eder.”

Diğerinin manası ise şöyledir:

“Allah Teala dünya saatlerinden her bir saatte -cehennemi hak eden- altı yüz bin kişiyi cehennemden azat eder.”

Bu konuda şu noktalara dikkat etmekte fayda vardır:

Evvela,
Hafız Heysemî, birinci rivayetin senedinde zayıf bir râvî, ikinci rivayetin senedinde iki meçhul ravî bulunduğunu belirterek her iki rivayetin de zayıf olduğuna işaret etmiştir.(bk. Mecmau’z-Zevaid, 10/217).

İkincisi, gün ve saat tabirlerini uzunca bir zaman dilimi olarak değerlendirebiliriz.

Üçüncüsü;
“Altı yüz bin” ifadesine kesretten kinaye olarak bakabiliriz.

Dördüncüsü: Söz konusu zaman diliminde adı geçen sayıdaki insanların “cehennemden azat edilmeleri”ni günahlarının affedilmesi olarak anlayabiliriz. Buna göre, günahları affedilmiş o insanların yeniden günah işlemeleri de söz konusudur. Nitekim, haccını güzelce yapan kimselerin affedileceğine dair hadisler vardır. Fakat buna bakarak hiç kimse, affedilmiş olan hacıların bundan sonra işleyecekleri günahlarının hepsi de affedilir veya günahları artık yazılmaz gibi bir iddiada bulunamaz. Dün cehennemden azat edilmişken, bugün cehenneme götürecek bir suç işlemesi her zaman mümkündür.

Cuma Vaktinde Kadınlar Alışveriş Yapabilir Mi?

Cuma Vaktinde Kadınlar Alışveriş Yapabilir Mi?

Cuma günü Cuma ezanı okunurken alış-verişin haram; ya da bazılarına göre mekruh olması “Cuma ezanı okunurken alış-verişi bırakın, Allah`ın zikrine koşun”(K. Cuma (62) 9) ayetinden kaynaklanmaktadır. Yani burada Allah`ın bir emri vardır ve bu emri yerine getirmek vâciptir. Alış-verişi bırakmayan, vâcibi terk etmiş, yani haram işlemiş olur.

Ancak Ayette geçen “alış verişi bırakın Cuma`ya koşun” umumi emrinden, çocuklar, deliler ve sakatlar gibi kadınlar da ittifakla istisna (tahsis) edilmiştir. Diğer bir ifade ile, kadınlar cumaya gitmek zorunda değillerdir. Haramlığın illeti (sebebi) “koşma” (sa`y) vâcibinin terkedilmesi olduğuna, (bk. Bedâyi N/270; In Âbidin N/161; Zuhaylî N/264) bu ise kadınlara vacip olmadığına göre, cuma ezanı okunurken alış-veriş yapmakta olan bir kadın, bu fiili ile vâcibi terk etmiş olmayacağından haram işlemiş olmaz. Çünkü, dediğimiz gibi, o saatte alış-veriş yapmanın haramlığının illeti (sebebi) sa`yi (acele etmeyi) terk etmiş olmaktir. Kadın ise alış-veriş yapmakla böyle bir vacibi terk etmiş olmaz. Yani burada o illet bulunmaz. İlletin olmadığı yerde ise ma`lül de (ona bağlı hüküm de) bulunmaz. Netice olarak Cuma ezanı okunurken ve cuma namazı kılınırken kadının alış-veriş yapması haram olmaz.

Cuma Namazından Önce Neden Sela Verilir?

Cuma Namazından Önce Neden Sela Verilir?

Cuma günleri okunan sala, Peygamberimize (asm) getirilen salavatlardandır. Cuma günü salavat getirmek cumanın sünnetlerindendir. Cuma günü çokça salavat getirmeyi teşvik eden rivayetler vardır. Mesela;

“Cuma günü ve gecesi bana çokça salavat getirin. Her kim bana bir kere salavat getirirse Allah Teala ona on kere rahmet eder.”(V.Zuhayli. İsl.Fık.Ans)

Müezzin bu şekilde sesli sesli sala okuyarak salavat getirmeyi ihtar etmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de bu anlamda şöyle buyurulur:

“Âllâh ve O’nun melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey mü’minler, siz de Ona salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz.” (Ahzab, 33/56).

Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimize (asm) salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her Müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her Müslüman en kısa şekilde: “Âllâhümme salli alâ Muhammed.” (Allâh’ım, Muhammedi rahmetinle tebrik et ve esen kıl.) diye salât getirir.

Selanın Anlamı Nedir?

Selanın Anlamı Nedir?

CUMA VE CENAZE NAMAZLARINDAN ÖNCE OKUNAN SELÂ VE ANLAMI

“Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Habiballah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Nûre Arşillah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Hayra Halgillah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel Ahirin!
Vel Hamdü Lillahi Rabbil Alemin!”

MEALİ:

“Ey Allah’ın Resûlu, salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Allah’ın Habibi, salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Allah’ın Arşının Nuru, salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Allah’ın Mahlukatının Hayırlısı, salat-u selam senin üzerine olsun!
Ey Öncekilerin ve Sonrakilerin Efendisi, salat-u selam senin üzerine olsun!
Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah İçindir!”

Zuhr-i ahîr ile vaktin sünneti hakkında delilimiz nedir?

Zuhr-i ahîr ile vaktin sünneti hakkında delilimiz nedir?

Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslâm İlmihali’nin “Cuma’nın edasının şartları” ile ilgili 196. maddesinin (6) rakamına bağlı açıklama şöyledir:

“(6) Cuma namazının bir beldede veya belde hükmünde bulunan bir yerde kılınması….
Öyle ki, İmam-ı Azam’a göre, bir beldede yalnız bir camide veya bir Musallâ’da cuma namazı kılınır, birkaç camide kılınmaz.

Fakat İmam Muhammed ve İmam-ı Azam’dan diğer bir rivayete göre cuma namazı, bir beldede bulunan birçok camide kılınabilir. Doğru olan da budur. Uygulama da böyle yapılmaktadır.

İmam Ebû Yusuf’tan bir rivayete göre, şehirde ancak iki yerde cuma namazı kılınabilir. Diğer bir rivayete göre de, aralarında bir ırmak bulunmadıkça iki yerde de cuma namazı kılınmaz.

Cuma namazının birçok camide kılınmasını caiz görmeyenlere göre; bir beldede kılınan birçok cuma namazlarından hangisine daha önce tekbir alınarak başlanmışsa, o namaz sahih olur, diğerleri olmaz.

İşte böyle bir ihtilaftan kurtulabilmek içindir ki, cumanın dört rek’at son sünnetinden sonra ‘Zuhr-i ahîr’ adı ile dört rek’at namaz daha kılınmaktadır. Şöyle ki:

‘Vaktine yetişip henüz üzerimden düşmeyen son öğle namazına’ diye niyet edilir ve tam öğle namazının dört rek’at farzı veya dört rek’at sünneti gibi, dört rek’at namaz kılınır. Daha iyisi bu namazı sünnet şeklinde kılmaktır.

Çünkü cuma namazı sahih olmamışsa, bu dört rek’at ile o günün öğle namazı kılınmış olur. Bu namazın son iki rek’atına ilave edilen sure ve ayetler, farzın sıhhatine zarar vermez.

Eğer cuma namazı sahih olmuşsa, bu dört rek’at kazaya kalmış bir öğle namazı yerine geçer. Kazaya kalmış böyle bir namaz bulunmayınca da nafile bir namaz olur.

Sonuç: Bu şekilde namaz kılınması ihtiyata uygun olduğundan, alimlerin çoğu tarafından güzel görülmüştür. Şafiî alimlerinden bir çokları da bunu uygun görmektedirler. Çünkü İmam Şafiî’ye göre de, bir beldede ilk kılınmaya başlanan cuma namazı geçerlidir, diğer cuma namazları sahih olmaz. O halde cuma namazına daha sonra başlamış olanların öğle namazını kılmaları gerekir.

Bununla beraber bu uygulama bir içtihad meselesi olduğundan İmam Şafiî Hazretleri, Bağdad’da birçok camide cuma namazının kılındığını gördüğü halde buna itiraz etmemiştir.”

Bu mesele için ayrıca Mecmua-i Zühdiye’nin 168. sayfasındaki izahlara da bakılabilir. Bunlar, ilim erbabı ve insaf sahipleri için yeterli delillerdir.

En son kıldığımız iki rek’at sünnet de, bilindiği üzere ‘vaktin sünnet’dir. Yani ‘Vaktine yetişip henüz üzerimden düşmeyen son öğle namazının son sünneti’.

Kadınlar İçin Cuma Günü Gusletmek Gerekli Midir?

Kadınlar İçin Cuma Günü Gusletmek Gerekli Midir?

Bu konu ile ilgili hadîs-i şerîflere baktığımızda: “Cuma günü kim yıkanırsa, misvaklanırsa, güzel elbiseler giyer, güzel kokular sürünürse, erkenden camide yerini alır, geç gelip öne geçmek için başkalarının boynuna basmazsa… Ona şöyle, şöyle ecirler vardır” v.s. gibi ifadeler kullanılmış olduğunu görürüz.( el-Hindi,Kenzü`1-ummâl VN/750) Ayrıca bir çok hadis-i şerifte: “Cumaya gelecek olanınız gusletsin” ya da aynı anlamda ibareler vardır.( el-Hindi, age 21232) Bütün bunlar gusletmenin erkeğe erkek olduğu için değil, camiye gideceginden, orada kimseyi ağır kokularla rahatsız etmemesi için, camide temizlik ve ferahlatıcılığın hakim olması için sünnet kılınmış olduğu anlaşılır. Buna göre, bizde her ne kadar yaygın bir âdet değilse de kadınların da Cumaya gitmeleri halinde, onların da guslederek gitmelerinin aynı sebepten ötürü sünnet olması gerekir. Ne var ki kadınlar evlerinin dışında koku kullanmazlar. Bir hadîs-i serîfte zaten buna açıkça işaret edilir: “Kadınlardan ve erkeklerden Cumaya kim gelirse yıkanarak gelsin. Cumaya gelmeyen kadın olsun erkek olsun yıkanması gerekmez” ( Beyhakî NI/188; Ibn Hibbân, Sahîh (Tertib) N/264) Bir diğer hadiste ise: “Cuma günü her ihtilam yaşına gelmiş erkeğe ve her baliğ olmuş kadına gusül gerekir`(Ibn Hibbân, age N/265) denmektedir ki, bunu da aynı şekilde anlamak gerekir. Yani gusül Cumaya gitmenin sünnetidir. Kim giderse ona sünnet olur.

Bununla beraber bir kadın camiye gitmese bile, müslümanların bayramı olan Cuma Gününde temizlenmek ve sevap almak niyetiyle yapacağı bir guslün boşa gitmeyeceğini de ifade etmek gerekir.

Kadınlar Cuma ve Bayram Namazları Kılabilirler Mi?

Kadınlar Cuma ve Bayram Namazları Kılabilirler Mi?

Cuma namazı farz-ı ayın, bayram namazları vacip, cenaze namazı ise farz-ı kifayedir. Bunlardan cuma ve bayram namazları, ancak cemaatle kılınır. Cenaze namazının cemaatle kılınması şart olmadığı gibi; ister erkek, ister kadın olsun tek bir Müslümanın kılmasıyla kifai farz yerine gelmiş olur. Görüldüğü üzere, gerek mükellefiyet gerek hüküm bakımından cenaze namazında kadın ile erkek arasında hiç bir fark yoktur.

Cuma namazının farziyyetiyle ilgili ayetin (Cuma, 62/9) kadın ve erkekleri içeren umumi hükmü sünnetle tahsis edildiği için, cuma namazı ile sadece hür, mukim ve (cuma namazına katılmaya engel olacak derecede hasta ve yaşlı olmayan) sağlıklı erkek Müslümanlar mükelleftir. Nitekim ayetin umumi hükmünden hür, mukim ve sağlıklı olmayanlara da cuma namazının farz olduğu anlaşılmakta ise de, ayetin hükmü bu yönden de tahsis edilmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte,

“Hürriyetine sahip olmayan köle, kadın, çocuk ve hasta müstesna olmak üzere, cemaatle cuma namazı kılmak, her Müslüman üzerinde vacip bir haktır.” (Ebu Davud, Salat, 168, Hadis No:1O67; Beyhekı, III/172)

buyurulmuştur. Bu itibarla kadınlar cuma namazı ile yükümlü değildir. Cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda icma vardır. Asr-ı saadet’ten beri hiçbir İslam müçtehit ve alimi bunun aksini söylememiş, bütün İslam ülkelerinde, her dönemde uygulama da böylece devam ede gelmiştir.

Vakıa, cuma ve bayram namazları ile yükümlü olmadıkları halde kadınlar isterlerse bu namazlara katılabilirler. Bu takdirde, kendisine cuma namazı farz olmayan (mesela dinen misafir sayılan) bir kişinin, cuma namazını kıldığında o günkü öğle namazını kılmasına gerek olmadığı gibi, cuma namazına katılan kadınların da ayrıca öğle namazını kılmaları gerekmez. Nitekim günümüzde beş vakit namazda ve özellikle teravihte olduğu gibi, gerek Asr-ı saadet’te, gerek sonraki dönelerde kadınlardan çok sayıda cuma ve bayram namazlarına katılanlar olmuştur. Ancak ne Hz. Peygamber (asm) döneminde ne de müteakip asırlarda beş vakit namazla mükellef kadınların tamamının cuma ve bayram namazlarına katıldığı sabit değildir. Günümüzde de isteyen hanımların cami adabına uyarak camilerin kendilerine ayrılan bölümlerinde, cuma ve bayram namazı kılmalarında hiçbir sakınca yoktur.

Safların Düzenlenmesine:

İslami hükümlere göre, sadece namaz kılarken değil, ihtiyaç ve zaruret bulunmadıkça kadınların erkekler arasına karışmayıp, uygun olan ayrı bir yerde bulunmaları uygun olur. Bu itibarla ister cuma, ister bayram, ister cenaze, hangi namaz olursa olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (asm) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş;

“Namazda erkek saflarının en faziletlisi en önde olanı, fazileti en az olanı ise en arkada bulunanıdır. Kadın safların en faziletlisi ise en arkada kalanı, en az faziletlisi ise en önde olanıdır.” (Müslim, Salat , 132; Ebu Daud, Salat, 97; Tirmiz.i, Mevakıt, 52; Nesai, İmame, 32; İbn Mace, İkame, 52)

buyurmuştur. Sünnet olan safların böyle olmasıdır. Sünnete uymayarak, kadınlar erkek safları arasına karışarak imama uyarlarsa, Hanefi mezhebine göre rüku ve secdeli namazlarda kadınların arkasında ve hizasında kalan erkeklerin namazları fasit olmuş sayılır; bu duruma sebep olan kadınlar da günah işlemiş olurlar. Bu durum, rüku, ve secdesi bulunmayan cenaze namazında meydana gelirse, erkeklerin namazı fasit olmazsa da, sünnete aykırı hareket edildiği için mekruh olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir